Dünyada ilk elektrik ne zaman geldi ?

Sarp

New member
ABD Enerji Bakanlığı'nın elektrik tarihine ilişkin değerlendirmeleri de erken dönem elektrik sistemlerinin şehirlerde yoğunlaşmasının temel nedenlerinden birinin maliyet ve müşteri yoğunluğu olduğunu vurguluyor. The Department of Energy's Energy.gov

Yani elektrik dağıtımı sadece mühendislik problemi değildi.

Aynı zamanda ekonomik bir problemdi.

Şunu sormak ilginç:

Bir teknolojinin teknik olarak mümkün olması, onun herkes tarafından kullanılabileceği anlamına gelir mi?

Bugün internet için de benzer bir soru sorabiliriz.

Fiber kablo teknik olarak mümkün.

Ama her eve aynı anda fiber götürmek ayrı mesele.

Elektriğin hikâyesi de buna benziyor.

AMPULÜN YAKTIĞI ŞEY SADECE ODA DEĞİLDİ

Elektriğin en görünür etkisi aydınlatmaydı.

Gece karanlık artık mutlak bir sınır olmaktan çıkmaya başladı.

Fakat asıl dönüşüm daha derindi.

Çalışma saatleri değişti.

Üretim sistemleri değişti.

Ulaşım sistemleri elektrikten yararlanmaya başladı.

Telefon gibi iletişim araçlarının kullanım alanı genişledi.

Kamu alanlarının gece kullanımı arttı.

Şehirlerin ritmi değişmeye başladı.

Bir insan için akşam artık sadece “güneş battı, gün bitti” anlamına gelmiyordu.

Ve bence elektriğin tarihindeki en ilginç nokta tam olarak burası.

Elektrik bize yalnızca daha fazla ışık vermedi.

Bize zamanı farklı kullanma imkânı verdi.

BUGÜN BİR AMPULÜN TARİHİNİ DÜŞÜNÜN

Şimdi evinizdeki herhangi bir lambaya bakın.

Muhtemelen üzerinde durup düşünmüyorsunuz.

Düğmeye basıyorsunuz ve yanıyor.

Ama o küçük hareketin arkasında jeneratörlerden iletim hatlarına, trafolardan dağıtım sistemlerine, mühendislikten kamu politikalarına kadar devasa bir tarih var.

Tarsus'ta 1902 yılında 2 kW'lık küçük bir santralle başlayan Türkiye elektrikleşme hikâyesi, zaman içinde çok daha büyük üretim ve dağıtım sistemlerine dönüştü. TEDAŞ

Bugün ise elektriği yalnızca aydınlatma için değil; internetten hastanelere, fabrikalardan ulaşıma, bilgisayarlardan iletişim altyapısına kadar hayatın neredeyse her alanında kullanıyoruz.

Bu yüzden “Anadolu'ya elektrik ne zaman geldi?” sorusunun en doğru cevabı yalnızca 1902, Tarsus değildir.

Daha doğru cevap şudur:

Anadolu'da elektrikle ilgili ilk önemli adımlardan biri 15 Eylül 1902'de Tarsus'ta atıldı; fakat elektrikleşme uzun yıllar boyunca şehir şehir, tesis tesis ve hat hat ilerleyen bir süreç oldu.

Belki de asıl soru şu:

Elektrik hayatımıza ne zaman geldi değil, hayatımızdan ne zaman ayrılmaz hale geldi?

Çünkü 1902'de elektrik bir yenilikti.

Bugün ise elektrik kesildiğinde hayatın ne kadar büyük bölümünün aynı anda durduğunu fark ettiğimiz görünmez bir altyapı.

Ve itiraf edelim...

Elektrik kesildiğinde hepimiz bir anda 1902 Tarsus insanına dönüşüyoruz.

İlk refleks?

“Sigortaya bir bakar mısın?”

İkinci refleks?

“Komşuda da yok mu?”

Üçüncü refleks?

“Telefonun şarjı yüzde kaç?”

İşte modern çağın gerçek trajedisi de burada başlıyor. :)

DÜNYADA İLK ELEKTRİK NE ZAMAN GELDİ? BİR AMPULÜN PEŞİNDEN TARİHİN İÇİNE GİRMEK

Geçenlerde evde elektrikler kısa süreliğine gitti.

İlk birkaç saniye herkes gayet sakindi.

Sonra modem sustu.

Telefonun Wi-Fi simgesi kayboldu.

Buzdolabından gelen o alışıldık uğultu kesildi.

Ve evdeki herkesin yüzünde aynı ifade belirdi:

“Bir şeyler ters gidiyor.”

Ben de o anda garip bir şey düşündüm.

Elektriğin olmadığı bir dünyada insanlar akşamlarını nasıl geçiriyordu?

Bugün ampulü açmak o kadar sıradan ki, bunu tarihsel bir mucize olarak görmüyoruz.

Parmağımız düğmeye gidiyor.

Tık.

Oda aydınlanıyor.

Ama bir zamanlar bu hareket hayal bile edilemeyecek kadar sıra dışıydı.

İşte bu yazı biraz o ilk ışığın peşinden gidiyor.

Ama baştan bir düzeltme yapalım:

“Dünyada elektrik ilk kez şu tarihte geldi” demek aslında tam olarak doğru değil.

Çünkü elektrik doğada insanlardan çok önce vardı.

Şimşek vardı.

Elektriksel olaylar vardı.

Statik elektrik vardı.

İnsanların yaptığı şey elektriği icat etmek değil, elektriği anlamak, üretmek, kontrol etmek ve kullanılabilir hale getirmekti.

Asıl hikâye burada başlıyor.

SAHNE 1: ŞİMŞEKLERİN İNSANLARDAN HABERİ VARDI

Bir düşünün.

Binlerce yıl önce gece gökyüzünde şimşek çakıyor.

İnsanlar onun neden olduğunu bilmiyor.

Fakat gördükleri şey olağanüstü.

Gökyüzü bir anda aydınlanıyor.

Sonra tekrar karanlık.

Bugün ise şimşek gördüğümüzde meteoroloji uygulamasını açıp “kaç dakika sonra yağmur geliyor?” diye bakıyoruz.

Teknoloji sayesinde doğaya karşı bakışımız tamamen değişti.

Elektrik konusunda da yüzyıllar boyunca benzer bir süreç yaşandı.

İnsanlar önce elektriksel olayları gözlemledi.

Sonra deneyler başladı.

Sonra bilimsel açıklamalar gelişti.

Daha sonra elektrik üretilebildi.

Ve en sonunda elektrik satılabilir bir hizmet haline geldi.

Bu son aşama çok önemli.

Çünkü bir laboratuvarda elektrik üretmek ile milyonlarca insanın evine elektrik ulaştırmak arasında devasa bir fark vardır.

SAHNE 2: FARADAY VE DÖNÜM NOKTASI

Hikâyemizin önemli karakterlerinden biri Michael Faraday.

1831 yılına geldiğimizde Faraday'ın elektromanyetik indüksiyon üzerine çalışmaları, mekanik hareketten elektrik üretme fikrinin temel taşlarından biri oldu.

Basitçe anlatırsak:

Bir manyetik alan ile iletken arasındaki hareket, elektrik akımı üretmek için kullanılabiliyordu.

Bu fikir daha sonra jeneratör teknolojilerinin gelişmesinde son derece önemli hale geldi.

Şimdi burada hikâyeye iki karakter sokalım.

Birincisi, diyelim ki adı Edward olan genç bir mühendis.

Edward masanın başında oturmuş, çizimlere bakıyor.

Onun kafasında soru çok net:

“Bunu nasıl daha verimli hale getiririz?”

Ölçüyor.

Hesaplıyor.

Tekrar deniyor.

Sonra başka bir karakterimiz var: Elena.

Elena laboratuvarın dışında insanların bu teknolojiyle ne yapacağını düşünüyor.

“Üretilen elektrik kimin hayatını değiştirecek?”

“Bir fabrika bunu kullanırsa işçilerin çalışma düzeni nasıl değişecek?”

“Evlerde kullanılırsa ailelerin günlük yaşamı nasıl dönüşecek?”

İkisi de aynı keşfin peşinde.

Biri sistemin nasıl çalışacağını, diğeri sistemin insan hayatına nasıl karışacağını düşünüyor.

Ve bence elektrik tarihinin tamamı aslında bu iki sorunun birlikte ilerlemesinden oluşuyor.

SAHNE 3: “ELEKTRİK VAR” DEMEK YETMİYORDU

1800'lü yıllarda çeşitli elektrikli cihazlar ve deneyler ortaya çıkmaya başladı.

Fakat elektrik henüz evimizin duvarındaki priz değildi.

Elektrik üretmek başka, onu güvenilir biçimde dağıtmak başka bir meseleydi.

İşte 19. yüzyılın sonlarına doğru asıl yarış burada hızlandı.

Jeneratörler geliştirildi.

Elektrik motorları geliştirildi.

Aydınlatma sistemleri üzerinde çalışıldı.

Kabloların dağıtım biçimleri araştırıldı.

Ve sonunda elektrik ticari bir sisteme dönüşmeye başladı.

Bu aşamada Thomas Edison'un adı sıkça karşımıza çıkıyor.

Ama burada da bir şehir efsanesine kapılmamak gerekiyor.

Edison “elektriği icat eden kişi” değildi.

Onun önemi, elektrik üretimi, dağıtımı ve aydınlatmayı bir ticari sistem haline getirmeye yönelik çalışmalarında yatıyor.

ABD Enerji Bakanlığı, Edison'un 1882'de New York'taki Pearl Street Station'ı ile merkezi elektrik üretim ve dağıtım sisteminin önemli bir başlangıç aşamasına geldiğini belirtiyor. The Department of Energy's Energy.gov+1

SAHNE 4: 1882, NEW YORK - BİR DÜĞMEYE BASILIYOR

Şimdi hikâyenin en sinematik sahnesine gelelim.

Tarih:

4 Eylül 1882.

Yer:

New York, Pearl Street.

Edison'un sistemi artık gerçek hayatta çalıştırılmaya hazırdır.

IEEE'nin tarihçesine göre Pearl Street Station o gün yaklaşık 400 elektrik lambasına enerji sağlamaya başladı. IEEE Life Members

Bugün 400 ampul kulağa küçük geliyor.

Ama o dönemde düşünün:

Karanlıkta yanan yüzlerce elektrik lambası...

İnsanların alışık olduğu gaz aydınlatmasından farklı bir ışık...

Kabloların içinden görünmeyen bir enerji akıyor.

Ve biri düğmeye basıyor.

Işık yanıyor.

Belki o anda orada bulunanlardan biri şöyle düşünmüştür:

“Tamam, güzel ama bunun faturası ne olacak?”

İnsanlık değişmiyor.

Teknoloji değişiyor.

Fatura endişesi sabit kalıyor. :)
 
Üst