Eski Türkçede taklit ne anlama gelir ?

Defne

New member
Eski Türkçede “taklit” ne anlama geliyordu?

Bu kelimeyi ilk kez tarihî metinlerde aramaya başladığımda karşıma çıkan en ilginç şey, “taklit” sözcüğünün sandığımız kadar eski bir Türkçe kelime olmamasıydı. Bugün çok doğal biçimde kullandığımız “taklit etmek”, “birini taklit etmek”, “taklit ürün” gibi ifadelerin geçmişine baktığımızda, aslında Türkçenin farklı dönemlerinde aynı kavramı karşılamak için başka kelimelerin kullanıldığını görüyoruz.

Burada bence asıl tartışmaya değer nokta şu: “Eski Türkçede taklit ne demekti?” sorusu, yalnızca bir sözlük karşılığı arama sorusu değil. Aynı zamanda bir toplumun “başkasına benzemek”, “örnek almak”, “benzerini yapmak” ve “yansıtmak” gibi kavramları hangi kelimelerle ifade ettiğini anlamamızı sağlıyor.

Üstelik “Eski Türkçe” ifadesini de dikkatli kullanmak gerekiyor. Çünkü Eski Türkçe ile daha sonraki Karahanlı, Harezm, Kıpçak, Çağatay ve Eski Anadolu Türkçesi dönemleri aynı tarihî dil evresi değildir. Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eseri XI. yüzyıl Türkçesi açısından temel kaynaklardan biridir ve yaklaşık 8.600 civarında madde başı söz içerdiği yönündeki çalışmalar bulunmaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi+1

Peki “taklit” bu tabloda nereye oturuyor?

“Taklit” aslında Eski Türkçe kökenli mi?

Kısa cevap: Hayır.

Bugünkü “taklit” kelimesi Arapça taḳlīd (تقليد) kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Arapça kelimenin kökü ḳ-l-d (ق ل د) olup tarihî anlam alanında “boyna takmak, gerdanlık takmak, bir şeyi yüklenmek” gibi anlamlarla ilişkilidir. Daha sonraki kullanımlarda ise “birinin görüşünü delilsiz benimseme”, “bir şeyi örnek alıp benzerini yapma” gibi anlamlar gelişmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi de kelimenin Arapça kökünü ve “takmak/gerdanlık” bağlantısını ayrıntılı biçimde açıklamaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi+1

Türkçedeki tarihî kullanım açısından dikkat çekici bir kayıt, 1387 tarihli İrşâdü’l-Mülûk ve’s-Selâtîn eseridir. “Taklīd” biçimindeki kelime burada kayıtlı en eski yazılı Türkçe örneklerden biri olarak gösterilir. Bu da bize önemli bir kronolojik ipucu veriyor: Sözcüğü doğrudan VIII.-XI. yüzyıl Eski Türkçesine ait bir Türkçe kelime gibi değerlendirmek doğru olmaz. Etimoloji Türkçe

Dolayısıyla “Eski Türkçede taklit kelimesi neydi?” sorusuna doğrudan “taklit” diye cevap vermek tarihî açıdan yanıltıcı olur.

Asıl mesele, “taklit etmek” kavramının Eski Türkçede nasıl ifade edildiğidir.

Eski Türkçede “taklit etmek” yerine hangi kavramlar vardı?

Burada en önemli adaylardan biri öykünmek fiilidir.

Tarihî Türk lehçeleri üzerine yapılan etimolojik çalışmalar, “öykünmek” fiilinin farklı dönemlerde “taklit etmek” anlamıyla kullanıldığını ortaya koyuyor. Bir akademik çalışmada Clauson, Sevortyan ve Räsänen gibi önemli etimoloji kaynaklarına dayanılarak Eski Anadolu Türkçesi, Çağatay ve Osmanlı sahalarında öykün-/öykünmek biçimlerinin “taklit etmek” anlamıyla ilişkisi gösteriliyor. Aynı çalışmada çağdaş Türk lehçelerinden Hakasçada öktïn-, Türkmen Türkçesinde öykün- gibi biçimlere de dikkat çekiliyor. Nek

Bu noktada önemli bir ayrım yapabiliriz:

“Taklit” bir isimdir; “öykünmek” ise fiildir.

Dolayısıyla bugünkü:

“Onu taklit etti.”

ifadesinin tarihî Türkçe karşılığını ararken yalnızca “taklit” kelimesinin eş anlamlısını değil, “birine veya bir şeye benzemeye çalışmak” eyleminin nasıl anlatıldığını araştırmak daha sağlıklı olur.

Bu da bizi “benzemek”, “örnek almak”, “öykünmek”, “nazîre yapmak” ve “muhâkât” gibi birbirine yakın fakat tamamen aynı olmayan kavramlara götürüyor.

“Taklit” ile “öykünmek” gerçekten aynı şey mi?

Bence tartışmanın en ilginç taraflarından biri burada.

Modern Türkçede “taklit” kelimesi çoğu zaman olumsuz bir çağrışım taşıyor. Örneğin “sahte ürün”, “başkasının hareketlerini aynen yapmak” veya “özgün olmamak” gibi anlam katmanları kazanabiliyor.

“Öykünmek” ise her zaman aynı derecede olumsuz değildir.

Bir sanatçının başka bir sanatçıdan etkilenmesi, onun üslubundan yararlanması veya belirli bir tekniği öğrenmesi “öykünme” olarak ifade edilebilir. Burada amaç birebir kopyalamak olmayabilir.

Klasik Türk edebiyatında bu ayrım daha da belirginleşiyor. Nazîre geleneğinde bir şairin başka bir şairin şiirine aynı vezin, kafiye veya tema çerçevesinde cevap niteliğinde yeni bir şiir yazması söz konusudur. TDV'nin nazîre maddesi, Arap edebiyatında “taklit”, “yansıtma” ve “birinin yaptığı işe benzer şekilde iş yapma” anlamlarına gelen farklı kavramların bulunduğunu; dolayısıyla modern Türkçedeki tek bir “taklit” kelimesinin tarihî anlam alanını bütünüyle karşılamadığını gösteriyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Burada bence önemli sonuç şu:

Geçmişte “başkasına benzemek” ile “başkasını kopyalamak” arasında bugün düşündüğümüzden daha fazla ara kategori vardı.

Erkeklerin ve kadınların bakış açılarını karşılaştırmak mümkün mü?

Bu konuya özellikle dikkat etmek gerekiyor. “Erkekler objektif ve veri odaklı düşünür, kadınlar duygusal ve toplumsal bakar” şeklinde kesin bir ayrım yapmak hem bilimsel açıdan savunulabilir değildir hem de gerçek hayattaki bireysel farklılıkları görünmez hâle getirir.

Cinsiyetler arasında ortalama bazı psikolojik veya davranışsal farklılıklar raporlanmış olsa bile, bundan hareketle her erkeğin veri odaklı, her kadının duygusal olduğu sonucuna ulaşamayız. Ayrıca bir kişinin tarih, dil veya edebiyat konusundaki yaklaşımını yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak metodolojik olarak zayıf olur.

Bu nedenle forum tartışmasında daha anlamlı bir karşılaştırma, iki farklı yaklaşımı cinsiyetlere zorunlu olarak bağlamadan ele almak olabilir.

Örneğin bir okuyucu “taklit” meselesine sözlükbilim açısından yaklaşabilir:

“En eski yazılı örneği ne? Kelime hangi dilden geliyor? Hangi yüzyılda Türkçeye girmiş?”

Başka bir okuyucu ise toplumsal açıdan sorabilir:

“İnsanlar neden başkasını taklit eder? Taklit etmek hayranlık mı, öğrenme mi, sosyal baskı mı, yoksa kimlik arayışı mı?”

Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, kelimenin tarihini anlamak için ikisine de ihtiyaç var.

Bir kadın araştırmacının akademik yaklaşımı son derece veri merkezli olabilir. Bir erkek okuyucu ise kelimenin toplumsal ve duygusal boyutuyla daha fazla ilgilenebilir. Aynı şekilde bunun tersi de mümkündür.
 
Üst