Peyami Safa modernist bir yazar mıdır ?

Defne

New member
Peyami Safa modernist bir yazar mıdır?

Peyami Safa modernist bir yazar mıdır?

Peyami Safa üzerine konuşurken benim için en ilginç nokta, onun hakkında tek kelimelik bir hüküm vermenin ne kadar zor olduğudur. Safa’yı özellikle Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız üzerinden düşündüğümde, karşıma hem geleneksel düşünce dünyasına bağlı hem de roman tekniği bakımından oldukça yenilikçi bir yazar çıkıyor. Bu yüzden “Peyami Safa modernisttir” demek bütünüyle yanlış değildir; fakat “Peyami Safa tipik bir modernisttir” demek bana göre ciddi bir indirgeme olur.

Bence asıl tartışılması gereken soru şu: Modernist olmak yalnızca Batılı bir düşünce sistemini savunmak mıdır, yoksa bireyin parçalanmış iç dünyasını, zihinsel çatışmalarını ve gerçeklikle kurduğu sorunlu ilişkiyi yeni anlatım teknikleriyle göstermek de modernizmin bir parçası mıdır?

Bu ayrımı yaptığımızda Safa’nın konumu çok daha anlaşılır hale geliyor.

Önce “modernizm” derken neyi kastettiğimizi belirlemek gerekiyor

“Modernist yazar” kavramı edebiyat tartışmalarında bazen fazla geniş kullanılıyor. Oysa modernist romanı yalnızca “yeni şeyler anlatan roman” şeklinde tanımlamak yeterli değil. Modernist edebiyat genellikle bireyin iç dünyasına, yabancılaşmasına, parçalanmışlık hissine, bilinç ve algı sorunlarına, zamanın öznel yaşantısına ve kesin doğruların sorgulanmasına önem verir.

Batı edebiyatında Joyce, Woolf, Proust ve Kafka gibi yazarlar farklı biçimlerde bu dönüşümün önemli temsilcileri kabul edilir. Geleneksel romanın olay merkezli ve dışarıdan gözlemleyen yapısının yerine karakterin zihnine daha fazla yaklaşılması, zamanın doğrusal olmaktan çıkması, bilinç akışı ve iç monolog gibi tekniklerin kullanılması bu dönüşümün önemli özelliklerindendir.

Türk romanında ise modernizmin gelişimini birebir Batı’daki örneklerle ölçmek problemli olabilir. Türkiye’nin modernleşme deneyimi savaşlar, imparatorluğun çözülmesi, Cumhuriyet’in kuruluşu, Batılılaşma tartışmaları ve gelenek-modernlik gerilimiyle birlikte yaşandı. TÜBİTAK’ın Türk romanı üzerine değerlendirmesinde de Cumhuriyet döneminde romanın yalnızca toplumsal meselelerle değil, bireyin yalnızlığı ve yabancılaşması gibi sorunlarla da ilgilenmeye başladığı belirtilir.

Dolayısıyla Türk edebiyatındaki modernizmi değerlendirirken “Batı’daki modernistlerin aynısını yaptı mı?” sorusundan ziyade “Türk toplumunun modernleşme krizini bireyin zihninde ve roman tekniğinde nasıl işledi?” sorusu daha açıklayıcıdır.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu: Modernist Safa’nın en güçlü kanıtı

Peyami Safa’nın modernist yönünü savunmak isteyen birinin elindeki en güçlü örnek bence Dokuzuncu Hariciye Koğuşudur.

1930’da yayımlanan roman büyük ölçüde otobiyografik özellikler taşır ve hastalıkla mücadele eden genç bir anlatıcının fiziksel acılarını, korkularını, yalnızlığını ve psikolojik dalgalanmalarını merkeze alır. TDV İslâm Ansiklopedisi, eserde bilinç akışı tekniğinin ustaca kullanıldığını ve romanın Türk edebiyatında önemli bir psikolojik roman niteliği taşıdığını özellikle vurgular.

Burada önemli olan yalnızca “hasta bir insanın hikâyesinin anlatılması” değildir. Asıl önemli olan, dış dünyadaki olayların karakterin zihninden nasıl geçtiğidir.

Hastane yalnızca fiziksel bir mekân değildir. Hastalık da yalnızca tıbbi bir problem değildir. Beden, korku, ölüm ihtimali, aşk, kıskançlık, aşağılanma ve gelecek kaygısı birbirine karışır. Böylece dış gerçeklik ile iç gerçeklik arasındaki sınır giderek belirsizleşir.

Modernist edebiyatın önemli özelliklerinden biri tam da budur: İnsan artık yalnızca “başına olaylar gelen” bir karakter değildir; kendi zihninin içinde sürekli kendisini sorgulayan, gerçekliği kendi psikolojisi üzerinden algılayan karmaşık bir varlıktır.

Bu açıdan Safa’nın romanı döneminin birçok geleneksel romanından ayrılır.

Fakat teknik yenilik tek başına modernist olmak anlamına gelir mi?

Burada Safa’yı biraz frenlemek gerekiyor.

Çünkü roman tekniğinde yenilik yapan her yazar otomatik olarak modernist bir dünya görüşünün temsilcisi değildir. Peyami Safa’nın düşünsel dünyasında güçlü bir değerler sistemi vardır. Özellikle sonraki eserlerinde materyalizm, pozitivizm, Doğu-Batı ilişkisi, maneviyat ve ahlak gibi konular üzerine yoğun biçimde düşündüğü görülür.

Örneğin Matmazel Noraliya’nın Koltuğunda Ferit’in materyalist ve pozitivist açıklamalarla çözemediği deneyimler üzerinden nihilizmden mistisizme doğru ilerleyen bir dönüşüm yaşaması bunun açık göstergesidir. TDV İslâm Ansiklopedisi, romanda bakış açısı ve merkezî yansıtıcı gibi roman tekniklerinin başarılı biçimde kullanıldığını ve eserin Türk romancılığında önemli bir yere sahip olduğunu belirtir.

Burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor: Modernist anlatım teknikleri kullanan bir yazar, modern düşüncenin bazı temel kabullerini eleştirebilir mi?

Bence kesinlikle evet.

Hatta Safa’nın edebî açıdan ilginç taraflarından biri tam da bu çelişkidir.

Onun romanlarında modernleşme çoğu zaman huzura ulaşmış bir ilerleme hikâyesi değildir. Modernleşme bireyi özgürleştirirken aynı zamanda onu yalnızlaştırabilir; geleneksel bağları zayıflatırken yerine ne konulacağı sorununu ortaya çıkarabilir. Böyle bakıldığında Safa’nın modernliği savunmakla modernliğin sonuçlarını sorgulamak arasında gidip geldiği söylenebilir.

Fatih-Harbiye: Modernleşmenin psikolojik bedeli

Fatih-Harbiye, bu tartışmayı başka bir açıdan gösterir.

Romanda Fatih ile Beyoğlu yalnızca iki semt değildir. TDV’ye göre Fatih Doğu’yu, Beyoğlu ise Batı’yı temsil eden sembolik mekânlara dönüşür. Neriman’ın geleneksel çevresinden uzaklaşıp Batılı hayat tarzına yönelmesi üzerinden Doğu-Batı meselesi tartışılır.

Burada Safa’nın modernist yönü ile muhafazakâr yönü aynı anda görünür.

Modernisttir; çünkü bireyin kimlik arayışını, toplumsal değişim karşısında yaşadığı huzursuzluğu ve psikolojik çatışmayı merkeze alır.

Ama aynı zamanda modernleşmeyi eleştirel biçimde değerlendirir. Batılılaşmayı otomatik olarak özgürleşme şeklinde sunmaz. Neriman’ın yaşadığı değişim, bir süre boyunca kendi kimliğinden uzaklaşma ve ait olduğu dünyayla çatışma şeklinde gösterilir.

Bu nedenle Fatih-Harbiyeyi yalnızca “Doğu iyidir, Batı kötüdür” şeklinde okumak da haksızlık olur. Romanın asıl meselesi bence kültürel değişimin bireyin psikolojisinde meydana getirdiği bölünmedir.

Peyami Safa’nın modernist olmadığı yönündeki güçlü argüman

Safa’nın modernist olarak sınıflandırılmasına karşı çıkanların da ciddi gerekçeleri var.

Birincisi, romanlarının önemli bir bölümü güçlü fikir çatışmaları üzerine kuruludur. Karakterler yalnızca psikolojik varlıklar değil, aynı zamanda belirli dünya görüşlerinin taşıyıcılarıdır.

İkincisi, Safa’nın romanlarında çoğu zaman bir “çözüm” arayışı vardır. Özellikle Yalnızızda Doğu-Batı sentezi bir ütopya şeklinde tasarlanır; romandaki Simeranya, zıtlıkların uzlaştırıldığı hayalî bir ülke olarak karşımıza çıkar.
 
Üst